M.İSLAMOĞLU'NUN GÖRÜŞLERİNİ TENKİD


Gün geçmiyor ki Mustafa İslamoğlu nâm şahıs, İslam dininin ikinci temel direği Sünnet-i Seniyye’yi itibarsızlaştırmak için bir açıklama yapmış olmasın. Ebu Hureyre (r.a)’a “utanmadan hadis yumurtladı” diyen

18.01.2019 00:00

SÜNNET-İ SENİYYE’Yİ İTİBARSIZLAŞTIRMAYA


ÇABALAYAN MUSTAFA İSLAMOĞLU’NUN


GÖRÜŞLERİNİ TENKİD

 

Gün geçmiyor ki Mustafa İslamoğlu nâm şahıs, İslam dininin ikinci temel direği Sünnet-i Seniyye’yi itibarsızlaştırmak için bir açıklama yapmış olmasın. Daha önce Ebu Hureyre (r.a)’a “utanmadan hadis yumurtladı” diyen İslamoğlu, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünneti hacamat’ı hafife alan konuşmalar yapmıştı. Son günlerdeki açıklaması da İslam’ın temel kaynaklarından Sahih-i Buhari’ye saldırdı.

Siyami Akyel, daha önce Mustafa İslamoğlu’nun görüşlerini tenkid eden iki makale yayınlamıştı. Söz konusu makaleleri buraya alarak Mustafa İslamoğlu’nun fesadının ne boyuta geldiğini gözler önünü sermek istiyoruz.

Akyel’in birinci makalesi “Sünnet’i İtibarsızlaştırma Projesini Tenkid”tir. İkinci makalesi ise “Kur’an’da namazın rek’atları ve kılınış şekli var mı?”.

 

SÜNNET’İ İTİBARSIZLAŞTIRMA PROJESİNİ TENKİD


Siyami Akyel


Milli Gazete/14 Ağustos 2017


Son yıllarda baş gösteren Sünnet-i Seniyye düşmanlığı ve bunun baş aktörlüğüne soyunan Mustafa İslamoğlu’nun dâl ve mûdilliğini yazmamak vebâl olurdu.

Mustafa, 4 Ağustos 2017 Cuma günü kendisine ait vakıfta yaptığı konuşmada “hacamat”örneğiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Sünnet-i Seniyye’sini itibarsızlaşma gayretine girişmiş... Hacamat’ın beş bin yıldan beri bilinen ve Mısır’da icra edilen bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyerek, bir bakıma gayr-i metluv vahiy olmadığını ima ile akıl ve izan dışı şu ifadeleri kullanmıştır: “Rasulullah hacamat yaptırmış olabilir. O yaptırdı diye hacamat olan arkadaş… O yetim idi, ananı öldürsene. Niye bu sünneti işlemiyorsun. Yetim olmak sünnet”.

Bu adamın, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetini işleyenleri tahkir edeyim derken düştüğü mantık hatasına bakınız. Farz, vacip, sünnet, haram ve helal gibi tamamen İslam gelişi ve Peygamberimiz’in nübüvvetinden sonra oluşan emir ve yasakları, nübüvvetten önce olan ve Peygamberimiz’in iradesi dışında gerçekleşen bir olayla karşılaştırarak aslında mantık hatasından da öte sünneti itibarsızlaşma gayretine girmiştir.

Sünnet-i Seniyye’nin nübüvvetten sonra “Peygamber Efendimiz (sav)’in söz fiil ve takrirlerinin” tümü olduğu asgari din bilgisine sahip herkesin malumuyken,böyle basit bir bilgiden behresiz Mustafa’nın, Peygamber Efendimiz (sav)’e nübüvvet gelmeden önce vuku bulmuş bir olayı da sünnetmiş gibi göstermesi tam bir akıl tutulmasıdır. Kaldı ki, “Rasulullah hacamat yaptırdı diye hacamat olan arkadaş. O yetim idi ananı öldürsene” sözü Peygamberimize iftiradır. Çünkü Peygamberimiz yetimdi ama anasını öldürmedi. Birisi bunu Mustafa’ya anlatmalı…

Mustafa’nın,Peygamber Efendimizin (s.a.v)’in Sünnet-i Seniyyesi’ni bu şekilde itibarsızlaştırmaya yeltenmesinde “edebinin yarım, zekâsının vasat, iz’anının meçhul, dilinin zehirli” olmasının büyük etkisi olsa gerek.

Mustafa’nın kızdığı zaman böyle dengesiz ifadeler kullandığı vakidir. Daha önce Cemaleddin Efgani’yi eleştirenler için “Ona kara çalanlar onun tuvalet bezi etmezler”demiştir.

Yine bizim gibi Ehl-i Sünnet’i savunanlar, Fethullah Gülen’i eleştirdiği zaman benzer ifadelerle saldırarak “O bir âlim, yetiştirin de göreyim. Hadi bir Fethullah Hoca yetiştirin göreyim sizi. Hoca’nın ayakkabısını yetiştirin alnınızdan öpeyim sizi. Karalamak kolay, birbirimiz hakkında konuşacaksak iyi konuşalım.Bu bir hastalık…” dediği de vakidir.

Aynı Mustafa, 2012 yılında basılan Şahsiyet Yazıları kitabının 129’uncu sayfasında Fethullah Gülen’i överken terkîbi basit cümleler kurarak “Bazıları kendi kendini gözetleyip yerini keşfeder ve doldurmaya çabalar. Allah da, tayin yerine gönüllü koşan bu ‘Hak memurları’nın önüne hacet kapılarını ardına kadar açar. Yiğitlerin gayreti, dağları yerinden söker. Böyleleri tarih yazar da,bazen tarih yazdığını kendisi bile bilmez. Böylesi durumlarda hakşinas olmak,ahlaki bir yükümlülüktür…” sözleriye  Fethullah’ın Allah (c.c) tarafından görevlendirildiğini tebşir ettikten sonra şu övgü dolu sözleri söylüyordu: “Kim ne derse desin, Fethullah Gülen Hocaefendi, âdetâ eğitimle görevlendirilmiştir.Bunun en bariz örneği, birer barış köprüsü olan ve yeryüzünün dört bir yanına dağılmış bulunan 300’ü aşkın Türk okuludur. Bu, kökü ta İslam’ın ilk yıllarına kadar uzanan fütüvvet geleneğinin, ‘modern’ anlayışla yeniden ihya ve inşasıdır. Fütüvvet, yani ‘yiğitlik, adamlık, erlik’ geleneği…”.

Sünnet-i Seniyye’ye karşı dili zehirli, sözü bâtıl, iz’anı meçhul; sıradan bir adamı (F.Gülen’i) tarif ve taltif ederken baldudak olan bir adama ad koymak gerekse,ne denmesi icab eder?

 

KUR’AN’DA NAMAZIN KILINIŞI VE REK’ATLARI VAR MI?


Siyami Akyel


Milli Gazete/15 Ocak 2018


İslam dininin aslî delilleri (edille-işer’iyye): “Kur’an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas”tır. Bunların üçünü reddedip “İslam,sadece Kur’an’dan ibarettir” tezini savunan Kur’an İslam’ı/Müslümanlığı fırkasına karşı İslam âlimleri “namazın kılınışı, rek’atları, vakıf müessesesi gibi birçok konuyu sadece Kur’an’dan anlayamayız; bunlar için Sünnet/Hadis’e ihtiyaç vardır” demiş ve Kur’an-ı Kerim’deki “İnsanlara,kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik” (Nahl, 44) ayetinde Peygamberimiz’in Kur’an’ı açıklama misyonuna atıfta bulunulduğu, buna itibar etmemenin Kur’an’ı bağlamından kopartma ve Resulullah’ın misyonunu inkâr olduğunu belirtmişlerdir.

Kur’an Müslümanlığı fikrini savunan zevâtın “namazın rek’atları ve kılınış şekliyle” alakalı Kur’an’dan delil getiremedikleri, bu görüşümüze cevap verirken de mantık hatasına düştüklerine şahit olmuşuzdur. Aynı akibete uğrayanlardan birisi de dünürü Mehmet Okuyan’la tv programı yapan Mustafa İslamoğlu  nâm şahıstır. Mustafa konuşmasında“Daha çok, daha ilginç bir problem var şu anda, internetin yaygınlaşmasıyla millet yeni keşfetti. Düne kadar, eee.. ‘namazın rek’atını kim öğretti, namaz nasıl kılınır onu kim öğretti? İşte Hadis olmazsa olmazmış efendim. Şimdi birde ideolojik hadisçiliğin böyle bir de sallaması var, anlatabiliyor muyum?”diyerek bizim iddialarımızı argo tarzıyla anlattıktan sonra kendi usulüyle şöyle cevap vermiş: “Bu mübarek namaz, Peygamberden peygambere nesiller yoluyla fiili olarak intikal etti, aktarıldı. Ve fiili olarak İbrahim aleyhisselamdan beri de tüm Peygamberler üzerinden, Yahudi nesilleri de bu Peygamberi uygulamayı nesilden nesile geçirdiler. (Mehmet Okuyan: Biliyorlardı yani). Biliyorlardı aynen öyle. Bugün şimdi iş patladı, internet çıktı efendim sahtekârlık bozuldu.Mertlik bozulmadı, sahtekârlık bozuldu…”

Nereden tutarsanız elinizde kalacak, gerek uslüp gerekse nakli ve akli delillere dayanmayan, mantık hatalarıyla dolu bir açıklama.

“Kur’an’da namazın rek’atı ve nasıl kılınacağı yok” demek idelojik hadisciliğin sallaması olduğunu iddia eden şahsın, Kur’an’dan delil getirmesi gerekmez mi? Delil getiremeyince “Peygamberden Peygambere fiili olarak intikal etmiş” diyor. Bunu Ehl-i Sünnet’de söylüyor. Üstelik sadece namaz değil, oruç, kurban gibi ibadetlerinde fiili olarak intikal ettiğini. Ancak Ehl-i Sünnet, diğer bütün dinler mülga edildiğine ve “Allah katında din, şüphesiz İslam’dır” (Al-i İmran,19) ayetine inandığı için herhangi bir ibadetin İslam’dan önce olması önemli değil, önemli olan o emrin İslam’la birlikte yeni bir form ve düzene sokularak ayetlerle tekrar dizayn edilmiş olması gerektiği görüşündedir. Zaten diğer dinler bozulmamış olsa Kur’an-ı Kerim son kitap olarak gelmezdi. Kur’an’ın diğer kitapları mülga ve yeni emirlerle gelmesi bundandır.

Mustafa,hadislerin güvenilirliği ve senedleri konusunda şüpheci davranmaktan, zaman zaman sünnet-i seniyyeyi reddetmekten, Sahabe’den Ebu Hureyre (r.a)’ye“Allah’tan kormadan hadis yumurtlamış” diyecek kadar iz’an yoksunu olmaktan çekinmiyor ancak, konuşmasında “Ve fiili olarak İbrahim aleyhisselamdan beri de tüm Peygamberler üzerinden, Yahudi nesilleri de bu Peygamberi uygulamayı nesilden nesile geçirdiler” derken Yahudi nesillerin sened zincirine pekâlâ güveniyor. Sahabe’den gelen sened zincirini güvenli bulmayan bu şahıs, milattan önce 2500 yılında Hz.İbrahim (a.s)’dan gelen nakli ve fiili uygulamayı güvenlibulabiliyor. Bu ne yaman çelişkidir Allah aşkına?

Kaldı ki, içinde Yahudi nesillerinde bulunduğu sened zinciriyle Peygamber Efendimiz(sav) ve Sahabe’ye kadar ulaşan bu fiili uygulama yine güvenmediği Sahabe yoluyla kendisine ulaşmış olmuyor mu? Öyle ya kendisine vahiy gelmediğine göre bu bilgiyi yine beğenmediği, sened zincirini sağlıklı bulmadığı Sahabe, Tabiin,Tebe-i tabiin ve diğer ulema vasıtasıyla öğrenmiş olmuyor mu?

Bir başka soru: Peygamberimiz’in Kur’an-ı Kerim’i açıklama ve fiili olarak uygulayarak ümmetine göstermesine ve bize ulaşmasındaki sened zincirini güvenli bulmayarak “Her şeyi Kur’an’dan almalıyız” diyen Mustafa, Hz.İbrahim (a.s)’ın fiili uygulaması ve aktarım misyonuna ve aktarmadaki sened zincirine nasıl inanıyor?

İslam’ın dört ana delili “Kur’an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas”ı reddeden birisini görürseniz emin olun Kur’an hariç diğer üç delili reddetmede ki gayesi, boşalan bu alanı kendisi doldurmak istemesindendir ve asıl “uydurulmuş din” budur.

“Mademki,tek delil Kur’an olacak, mademki her şeyi sadece Kur’an’dan alacağız, o halde‘Kur’an İslamcısı’ arkadaş, sen de çekil Kur’an’la aramızdan” demezler mi?

 

72

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl