CUMHURİYET DÖNEMİ DİN POLİTİKASI


Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması süreci çok sancılıdır. Bu süreç, siyasetçi ve aydınların batıdaki siyasal ve ekonomik değişimlerle bağlantılı kalkınmayı görerek batıya karşı kompleksli bir bakış açısıyla siyasi ve fikri kriz yaşadığı dönemdir.

28.05.2018 13:30

Cumhuriyet dönemi din politikası


Siyami Akyel / M.Gazete

Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması süreci çok sancılıdır. Bu süreç, siyasetçi ve aydınların batıdaki siyasal ve ekonomik değişimlerle bağlantılı kalkınmayı görerek batıya karşı kompleksli bir bakış açısıyla siyasi ve fikri kriz yaşadığı dönemdir.

Batıdaki siyasal, sosyal ve ekonomik ilerlemeye rağmen İslam dünyasındaki gerilemeyi dini anlayışımızla ilişkilendiren hastalıklı bakış sahibi sözde aydınlar ve siyasetçiler, 18. yüzyılda batının Hıristiyanlığı sorgulayarak bu girdaptan kurtulduğu vehmine kapılmış ve İslâm dinini sorgular hale gelmişlerdir.

1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 2. maddesindeki “Türkiye Devleti’nin dini Din-i İslâm”dır…” maddesi 1928’de çıkartılması, batı hayranlığının ve İslam’ı sorgulayıcı tavrın göstergesidir.

Eğitimdeki “Tekke ve Zaviye ve Türbelerin Kapatılması”, “Medreselerin Kapatılması”, “Harf İnkılabı” ve “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” da batıya karşı kompleksin sonucudur.

“Şapka ve Kıyafet İnkılabı” ile batıyı taklit edenler, terakkiyi bir elbise değişikliğiyle yapabilecekleri zan ve iddia edecek kadar dünya gerçeklerinden uzaktırlar.

Yine, “Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik” de tam bir komedidir. “Ay takvimi yerine Güneş takvimi olursa batıyla takvim birliği olur, bu da bizi modern batıyla buluşturur” görüşü, fikri buhranın neticesidir.

“Harf İnkılabı” ile yüzlerce yıllık tarihimiz bir günde yok edilerek Yunan/Latin alfabesi kabul edilmiştir. Geri kalmışlığımız Arap harflerini kullanmamızdan kaynaklanıyor vehmine kapılan sözde aydın ve siyasetçiler, el birliğiyle Yunan alfabesini dikte etmişlerdir.

22 Nisan 1926’da kabul edilen Borçlar Kanunu İsviçre’den, 1 Mart 1926’da kabul edilen Ceza Kanunu İtalyan’dan, 1927’de yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nu İsviçre’den, 4 Nisan 1929’da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu da Almanya’dan alarak karma bir kanun yapılmıştır. Bu kanunun adına da yine batıcılık tesiriyle “Medeni Kanun” denilmiştir.

Cumhuriyet döneminde, batıya karşı aşağılık kompleksinin bir tezâhürü olarak tepeden tırnağa her şeyimiz değiştirilmiş ve batıya uyarlanmıştır.

Sözde Cumhuriyet aydınları ve yöneticileri, bu necip milletin geçmişle olan rabıtasını tamamen kesmek ve batının bir parçası haline getirmek için her türlü gayreti göstermişlerdir.

Batı hayranlığı o kadar şiddetlidir ki, devrimlere itiraz eden Müslümanları “İstiklâl Mahkemeleri”nde hiç acımadan sallandırmışlardır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan batı hayranlığı ve İslâm karşıtlığı sürekli devam etmiştir. 28 Şubat’ta bu gidişe itiraz edenlere “28 Şubat gerekirse 1000 yıl sürecek” diye çemkiren bu zihniyet sahipleri, her şeyin aslına rücu edeceğini hesap edemediler, edemezler de. Yeter ki Müslümanlar, “Allah’ın nurunu (İslâm’ı) ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise, nurunu tamamlayacaktır. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.” ayetine ram olsun.

128

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl