İSLAM DEVLET SİSTEMİ'NİN DAYANAKLARI


Allah-ü Teâlâ, insanı yaratmak istediği zaman, “Meleklere: ‘Muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım’ demişti; melekler, orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birini mi var edeceksin?

18.10.2018 00:00



İslam Devlet Sisteminin Dayanakları-I

Siyami Akyel


Allah-ü Teâlâ, insanı yaratmak istediği zaman, “Meleklere: ‘Muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım’ demişti; melekler, orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz dediler. Allah, ‘Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi” (Bakara 30). Ayetin devamında Allah’ın meleklere, yarattığı insana saygı göstermesini istediği, meleklerin saygı secdesi yaptığı ancak şeytanın kibrinden saygı göstermediği anlatılmaktadır.

Şeytan, Allah’ın emrine karşı gelerek, Hz. Adem’e saygı göstermeyerek şerrin ve bâtılın simgesi olmuştur. Hz. Adem’in yeryüzüne indirilişinden sonra oğullarından Habil hakkın, Kabil ise bâtılın yanında yer aldı. Habil ve Kabil’le başlayan hak ve batıl mücadelesi yüzyıllardır devam etmektedir. Maalesef son 250 yıldır bu mücadelede batılın hayli mesafe katettiği, buna mukabil hakkı üstün tutmakla görevli Müslümanların ise geride kaldığı bir gerçektir.

Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi, 30’uncu ayette “meleklerin, Allah’ı devamlı yüceltiği ve takdis ettiği” anlatılır. Melekler hakkında başka ayetlerde meleklerin özellikleri hakkında şu bilgiler verilmektedir: “Onlar (melekler), Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle hareket ederler” (Enbiya, 27), “Göklerde ve yerde olan bütün varlıklar Allah’ındır. O’nun katındakiler (melekler), O’na ibadet etmekten çekinmezler, yorulmazlar. Gece gündüz O’nu tesbih ederler, usanmazlar” (Enbiya, 19-20).

Allah-ü Teâlâ’nın tamamen kendisine itaat, ibadet ve yüceltmeye kotladığı melekler varken insanı yaratmasındaki murad, iyiliğe ve kötülüğe meyletme olasılığı olan insanın tercihini haktan mı yoksa batıldan yana mı kullanacağını sınamak, büyüklüğünü, hükümranlığını, mutlak hüküm ve hikmet sahibi olduğunu, ibadete en layık olduğunu, tek ve en büyük güç olduğunu idrak etmesini; haktan yana tavır alırsa mükâfat (cennet), batıldan yana tavır alırsa ceza (cehenneme) muhatap olacağını bildirmek yani imtihan etmek için yaratmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de, insanın bu dünyaya imtihan için gönderildiğini anlatan onlarca ayet vardır. Enbiya Suresi 35’inci ayette, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz/sınıyoruz. Ancak bana döndürülüceksiniz” buyrulmaktadır.

Mülk Suresi 1’inci ayette, “Hükümralık (mülk) elinde olan Allah yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir” denildikten sonra bir sonraki ayette, “O hanginizin daha güzel/hayırlı amel yapacağını sınamak için ölümü ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır” buyrulmaktadır. Burada Allah-ü Teâlâ’nın mutlak hükümranlığına, mutlak güç sahibi olduğuna, ölümü ve hayatı yarattığına, insanın imtihan ediltiğine işaret edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Deki o Allah birdir…”, “İlahınız bir tek Allah’tır”, “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir” (Enbiya, 22) ayetlerinde Allah’ın bütün âlemi (evreni) kuşattığı, sadece dünyanın değil bütün bir kâinatın hâkimi olduğu vurgulanır. İşte bu ‘tevhit”tir.

Allah-ü Teâlâ’nın hayatın her alanını kontrol altına aldığını, her alanına müdahil olduğunu, yaratılıştan tekâmüle eriş ve ölüme kadar her evreyi kontrol eden Allah’ın güneşi, gezegenleri, yıldızları bir boşlukta direksiz tutarken, mikrodan makroya tüm canlıları mükemmel şekilde yaratırken, bunların nizam ve intizamına, nasıl hareket edeceklerine dair kuralları koyup işlettiği gerçeği ortadayken, dünyanın nasıl yönetileceğine dair bir hükmünün olmaması düşünülebilir mi?


Milli Gazete, 08 Ekim 2018


İslâm Devlet Sistemi’nin

Dayanakları-II

Siyami Akyel


Kur’an-ı Kerim’de Allah-ü Teâlâ’nın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kudretini ve hâkimiyetini anlatan onlarca ayet mevcuttur. Allah-ü Teâlâ, hâkimiyetin kendisinde olduğunu dâima hatırlatmakta, yarattığı kâinatın mükemmelliğinden bahsetmekte, ibret almamız gerektiğini defaatle ikaz etmektedir. Allah-ü Teâlâ’nın kâinatın yaratıcısı, hâkimi ve düzen koyucusu olduğu; koyduğu düzeni de kusursuzca yürüttüğü inkâr edilemez bir hakikattir. Zira ilmi tekâmül, kâinatın nizam ve intizam içinde hareketini anlamaya medardır.

Kâinatın yaratılışında hiçbir eksiklik olmadığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman’ın yaratışında hiçbir uygumsuzluk (eksiklik) göremezsin. Bir kere bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?” (Mülk, 3).

Bu bakımdan İslâm dini, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olarak ortaya çıkmıştır. İslâm’ın bu bütüncül yapısı, onun sadece bir din olmadığı, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini göstermektedir. İslâm’ın temel referansı “tevhit”tir ve Yaratıcı’nın hayatın her alanında hâkimiyetini öngörür. Tevhid, Allah’ın birliğini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de Allah-ü Teâlâ’nın gerek yaratmada gerekse yönetmede eşsiz olduğunu beyanla “Deki o Allah birdir…”, “İlahınız bir tek Allah’tır” denilmekte, başka bir ayette de, “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir” (Enbiya, 22) buyrularak âlem (evren) bir bütün olarak ele alınmaktadır.

“Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (herşeyden) hakkıyla haberdardır” (Mülk, 14) ayetinde Allah-ü Teâlâ’nın herşeyin en iyisini bildiği, herşeyin en gizli halini bildiği ve ilminin bütün âlemi kuşattığı anlatılmaktadır. “Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (İnsan/Dehr, 30) ayet-i kerimesi Allah-ü Teâlâ’nın bütün âlemi ihata ettiğini, sadece dinî hayata değil, hayatın tümüne müdahil olduğunu ve bu alanlara da tıpkı âleme nizam verdiği gibi nizam verdiğini gösterir.

Yaratıcının hâkimiyeti ve hüküm koyma yetkisi Kur’an-ı Kerim’de “… O hüküm verenlerin en hayırlısıdır” (A’raf, 87), “Göklerin ve yerin mülkü (eğemenliği, yönetimi) Allah’ındır; dönüş de ancak O’nadır” (Nur, 42) ayetlerinde de anlatılmaktadır.

Allah-ü Teâlâ, hâkimiyetini tanımayan ve re’yine göre devlet modeli inşa etmek isteyenleri şöyle uyarmaktadır: “Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır” (Mâide, 40). Allah-ü Teâlâ, kendisinden başka hiçbir otoriteyi kabul etmediğini “O, hükümranlığına (otoritesine) hiçbir kimseyi ortak etmez” (Kehf, 26) ayetiyle ihtar etmektedir. Allah-ü Teâlâ, hâkimiyetini tesis için güçlü olduğunu da belirterek şöyle buyurmaktadır: “…Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür” (Mücâdele, 21), “Yerlerin ve göklerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir” (Fetih, 7).

İslâm’daki Allah-ü Teâlâ’nın hâkimiyetini öngören “İslâm Devlet Sistemi/Modeli”nin aksine, aklı merkeze alan sekülerler ve dinde reformistler, vahyin kontrolündeki bir devletin olmayacağı tezini öne sürerken, Aristoteles’in, Anccillon’un, Rousseau’nun, Hobbes’in, Locke’nin, Fichte’nin, Hegel’in ve Schelling’in kuramlarına, devletin var olması gerektiğine dair tezlerine itiraz edemezler. Aynı clique (klik), John Locke’nin “Nerede kanun yoksa orada özgürlük yoktur” ve Thomas Hobbs’un “devlet olmazsa kaos ortaya çıkar” görüşlerini çok ulvi sözlermiş gibi tılsımlı bir edayla haykırmaktan da geri durmazlar.

Batıda Reform ve Rönesans’la başlayan ve Sekülerleşme’yle zirveye ulaşan ve vahyin kontrolünde değil, aklın kontrolündeki devlet modeli yıkılmaya mahkûmdur. Zira Kur’an-ı Kerim’de “Allah, ‘Andolsun ki Ben ve Peygamberlerim üstün geleceğiz’ diye (levh-i mahfuzda) yazmıştır. Doğrusu Allah, kuvvetlidir, güçlüdür” (Mücâdele, 21) buyurmaktadır. Bu arızi fetret dönemi elbette bitecek ve İslâm Devlet Sistemi bir gün tekrar hâkim olacaktır.


Milli Gazete, 15 Ekim 2018



27

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl