İSLAM'DA DEVLET VE YÖNETİMİ


İslam’ın temel anlayışı, hâkimiyetin tamamen Allah (cc)’a ait olduğu merkezindedir. İnsanı ve âlemi yoktan var ederek aleme nizam veren Allah-ü Teâlâ, insanın ise yeryüzünde bu nizamı devam ettirip ettirmeyeceğini sınamak için imtihan etmektedir.

28.05.2018 13:49

İslam’da Devlet ve Yönetimi


SİYAMİ AKYEL / M.Gazete

İslam’ın temel anlayışı, hâkimiyetin tamamen Allah (cc)’a ait olduğu merkezindedir. İnsanı ve âlemi yoktan var ederek aleme nizam veren Allah-ü Teâlâ, insanın ise yeryüzünde bu nizamı devam ettirip ettirmeyeceğini sınamak için imtihan etmektedir. İnsan, günde beş defa namazda secde ederken, aslında Allah’ın (cc) hâkimiyetine boyun eğdiğini ikrar eder. Ramazan ayında oruç tutarken Allah (cc) için aç kalır. Kazandığı malının kırkta birini zekât ve sadaka verirken bir taraftan kendi kazandığı mala fakirlerin de ortak olduğunu ikrar ederken diğer yandan bu malın aslında Allah’a (cc) ait olduğunu kabul etmiş olur.

Yine “Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda Cihad edin” emrine uymak da böyledir. “Şüphesiz Allah, mü’minlerin canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler…” (Tevbe 111) emrinden sonra ayetin devamında “Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde yapmış olduğunuz alış verişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” denmektedir. Bu ayetten mülhem olacak ki Üstad Necip Fazıl Kaldırımlar şiirinde dava adamını “Başını bir gayeye satmış kahraman gibi” sözleriyle tarif etmektedir.

Namaz, Oruç, Zekât ve Cihad gibi emirlerin yanında “emri bi’l-ma’rufnehyilanilmünker, zina etmemek, içki içmemek, tartıda haksızlık yapmamak, adam öldürmemek, faiz yememek, komşuya eziyet etmemek, sihir ve büyü yapmamak” gibi ayet, hadis, icma ve kıyasla bizlere kadar ulaşan yüzlerce emir ve yasağını yapmakla aslında Allah(cc)’ınhakimiyetine boyun eğmeyi kabul ediyoruz demektir.

İslam’a girişin anahtarı ve ilk maddesi “Lailahaillallah” derken Allah’tan başka ilah olmadığını yani hâkimiyetin O’nda olduğunu kabul etmiş oluyoruz. Yine Kelime-i Tevhid’in mütemmimi “Muhammed-ürResulullah” derken de Allah’ın bizden ne istediğini ancak kendisinden öğrenebileceğimizi, uygulamalarını örnek alacağımızı, Muhammed’siz bir din olmayacağını ikrar ediyoruz demektir.

Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize (sav) hitaben: “(Ve şu emri indirdik) insanlar arasında, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet!.. Sakın onların heva ve heveslerine uyma” (Maide 49) ayeti ile Peygamber Efendimiz’in (sav) “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, arzusunu İslam’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz” emirleri, hüküm sahibinin kim olduğunu işaret eder.

Kur’an’daki “Şu Allah’a inanmayan; ahirete inanmayan, Allah ve Resulünün diniyle hak dinle dinlenip, Allah ve Resulünün yasakladığını yasak bilmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hıristiyanlar) de savaşın. Ta ezilerek, kendi elleriyle cizye verinceye dek!..” (Tevbe, 29) ve “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya (ondan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihad edin. Eğer küfürden vazgeçerlerse, Allah yaptıklarını görür ve mükâfatlarını verir.” (Enfal 39) ayetleri biz Müslümanlara Allah’ın hâkimiyetini tesis etmemiz için hedef koymaktadır. 

Günümüzde bazı Oryantalistler ve onların tekelindeki dinde reformistler “İslam’da devlet yoktur” tezini canhıraş bir gayretle savunmakta, buna mukabil beşer tarafından kuralları belirlenerek kurulan devletlerin varlığını kabul etmekte bir beis görmemektedir. Yaratıcının kurallarıyla yönetilen bir devletin tahayyülüne bile tahammül edemeyen bu akılcılar, gerçekten akletmiş olsalar, insanların bile kural koyabildiği bir ortamda yaratıcının kural koymasına karşı gelmezlerdi.

Kur’an-ı Kerim’de özelde Kureyş topluluğu genelde ise bütün akletmeyenler “And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir kitap (Kur’an) indirdik; akletmiyor musunuz?” (Enbiya, 10) buyurulmak suretiyle Kur’an’a yüz çevirmelerinden dolayı tedip ve ilzam edilmektedir.

Aklı merkeze alan ve Sekülerleşen günümüzdeki dinde reformcular, vahyin kontrolündeki bir devletin olmayacağı tezini öne sürerken, Aristoteles’in, Anccillon’un, Rousseau’nun, Hobbes’in, Locke’nin, Fichte’nin, Hegel’in ve Schelling’in kuramlarına, devletin var olması gerektiğine dair tezlerine itiraz edemezler. Aynı clique (klik), John Locke’nin  “Nerede kanun yoksa orada özgürlük yoktur” ve Thomas Hobbs’un “devlet olmazsa kaos ortaya çıkar” görüşlerini çok ulvi sözlermiş gibi tılsımlı bir edayla haykırmaktan geri durmazlar.

Günümüzde kendi kendine hizmet eden ve bir canavara dönüşen “Leviathan” devlet modeline itiraz etmeyi düşünmeyen, buna mukabil Yaratıcının kurallarının olduğu bir devlet modelinin olmadığını, olamayacağını iddia eden müsteşrik kafalı dinde reformistler, bu görüşlerini batıya karşı kompleksin bir neticesi sonucu terennüm ettiklerinin farkında değildir. İslam’da devlet vardır ve İslam devletli doğmuştur. Bizzat Peygamber Efendimiz (sav) tarafından Hicret’in birinci yılı 622 tarihinde Enes bin Malik (ra)’in evinde İslam devletinin ilk temelleri atılmıştır. Sadece devlet değil, bununla birlikte 52 maddeden oluşan ilk “İslam Anayasası” da bizzat Peygamber Efendimiz (sav) tarafından teşekkül ettirilmiştir.

İslam’da devletin olduğu Peygamber Efendimiz (sav)’in uygulamalarıyla sabittir. Kur’an-ı Kerim’deki şu ayet devletin olduğunun delillerinden sadece birisidir: “Andolsun ki, Biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik; beraberlerinde kitap ve mizan (terazi, ölçü) indirdik ki, insanlar adaletle tutunsunlar. Bir de demiri indirdik ki, onda hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için birçok faydalar vardır. Çünkü Allah kendisine ve peygamberlerine gıyabında yardım edenleri belli edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, üstündür.” (Hadid, 25). Peygamber Efendimiz (sav) zamanından sonraki “Dört Halife Devri”nde İslam devletinin temelleri güçlendirilmiştir. Bu devlet modeli, Emeviler, Endülüs Emevileri ve Abbasiler dönemlerinden sonra Karahanlılar’ın İslam’ı kabulüyle birlikte Türklerin devlet sistemlerine intikal ederek Selçuklu ve Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye ile adalet dağıtmaya devamda kendini göstermiştir.

Hz. Ömer’in adaleti, ikinci Ömer olarak bilinen Ömer bin Abdülaziz’in adil yönetimi bugün tarafsız tüm araştırmacılar tarafından takdir edilmektedir. Medine’de yetişen İslam âlim Ahmed Zeyni Dahlan, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye hakkında “Hulafa-i Raşidin devrinden sonra Kur’an ve Sünnet’e en uygun devlet Osmanlı Devleti’dir” der. Yine, Batılı Tarihçi Arnold J.Toynbee “Eflatun’un ideal devletine realitede en fazla yaklaşan Osmanlı Devleti’dir” demek suretiyle hakkı teslim etmektedir.

Evet! İslam’da devlet vardır. Bu Kur’an ve Peygamber Efendimiz (sav)’in uygulamasıyla sabittir. Dört halife dönemi ve sonraki dönemlerde uygulanmak suretiyle de iyice pekişmiştir. Sahi hangi aklı evvel, beşer tarafından belirlenen kuralları benimser de ilahi kaynaklı kurallara itiraz eder ki!?

127

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl