MÜSLÜMANLARIN FETRET DÖNEMİ NASIL BİTECEK?


İslâm âlemi iki buçuk asırdır tarihinde eşine rastlanmayan zulüm ve gözyaşının eksik olmadığı “Fetret dönemi” yaşamaktadır. Özellikle Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin yıkılma sürecine girmesinden beri bu fetret dönemi, Müslümanların içlerindeki mücadele azmini ve kurtuluş ümidini de alarak devam etmekte.

28.05.2018 00:00

Müslümanların “fetret dönemi” nasıl bitecek?

SİYAMİ AKYEL / M.Gazete

İslâm âlemi iki buçuk asırdır tarihinde eşine rastlanmayan zulüm ve gözyaşının eksik olmadığı “Fetret dönemi” yaşamaktadır. Özellikle Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin yıkılma sürecine girmesinden beri bu fetret dönemi, Müslümanların içlerindeki mücadele azmini ve kurtuluş ümidini de alarak devam etmekte.

İslâm âleminin her bir bölgesi yangın yerine dönmüş. Zulüm ve gözyaşı iki buçuk asırdır Müslüman coğrafyanın tapulu malı gibi üstüne yapışmış. Filistin, Bosna, Çeçenistan, Eritre, Afganistan, Libya, Irak, Suriye ve en son Arakan…

Bu girdaptan, bu fetret döneminden kurtulmak için Müslümanların ilk yapması gereken Allahü Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu üzre ümitsizliği düşmemektir.

Kur’an-ı Kerim’de “Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve bütün işler (netice itibariyle) O’na döndürülür” (Hadid, 5) ve “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih, 7) buyrulmaktadır. Yani, güç ve kuvvet sahibinin yalnız Allah olduğunun farkına varmalı, düşmanın gücü abartmamalı ve içimizdeki “Mağlubiyet Psikolojisi”nden kurtulmalıyız.

Peki, yerlerin ve göklerin orduları Allah’ın olmasına “Ol” demesiyle herşeyin bir anda olabileceğine, yoketmek istediği zaman da hemen yokedebileceğine imanımız olmasına rağmen çeyrek asırdır neden kâfirler Müslümanlara galebe çalıyor?

Allah (c,c) Peygamber Efendimiz’e hitaben “(Ey Resulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor” (İbrahim, 42) buyurmaktadır.

Aslında Allahü Teâlâ, kâfirlerin tümünü bir anda helâk edebilir. Peki, bu helâkı neden erteliyor? Çünkü kâfirlerle mücadeleyi “(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz…” (Al-i İmran, 110) dediği İslâm ümmetine emretmiştir. İşte bu da imtihanın gereğidir.

Göklerin ve yerin mülkü elinde olan, göklerin ve yerlerin orduları elinde olan Allah (c.c), ordularını gönderip kâfirleri helak etmek yerine biz Müslümanalara imkân veriyor ki yeryüzünde zulme dur diyelim, adaleti yani Allah’ın nizamını yeryüzüne hâkim kılalım.

Allah (c.c) yine Kur’an-ı Kerim’de kötülükleri Müslümanların eliyle düzeltmek istediğini emrederek şöyle buyurmaktadır: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14).

Yeryüzünde kâfirlerin zulmünü bertaraf etmek için çalışmamızın yanında Allah’a tevekkül etmeliyiz. Yani bütün bu çalışmalarımızdan sonra Allah’tan yardım dilemeliyiz. Netice alındığı zaman çalışmamızdan değil Allah’ın yardımından olduğunun farkına varmalıyız. Kur’an-ı Kerim’de “Eğer mü’min iseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin” (Maide, 23) ve “Allah size yardım edecek olursa sizi yenecek yoktur. Şayet sizden yardımını uzak ederse ondan başka kim size yardım edebilir? Artık müminler Allah’a tevekkül etsinler” (Al-i İmran, 160) buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav) “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz edin (tavır koyun) ki bu durumda imanın asgari gereğidir” (Müslim ve Tirmizi rivayetleri) buyurarak haksızlıklara karşı Müslümanca tavrı özetlemektedir.

Bizler, Allahü Teâlâ’nın emrettiği gibi, adalet için çalışmaz, zulme dur demek için sorumluluk almaz, O’na tevekkül etmez, içimizdeki “Mağlubiyet Psikolojisi” ile batıla uşaklık yapmaya devam edersek yani ismimizden başka Müslümanlığımıza şahitlik edecek hiçbir emare kalmazsa şu ikaza muhatap oluruz: “Ey iman edenler! Sizden kim dinden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lüfu geniş olandır, hakkıyla bilendir” (Maide, 54).

Ya tam Müslüman oluruz, ya da yok oluruz…

124

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl